TANRIYI ARAYISIM
Çeviren:
Thomas Cosmades
GDk yayın no: 35
Kİtap: FAL BAKMAK
GÜNAH MI?
Yazar: Richard A. Bennett
Your
Quest for God
Cross
Currents International Ministries
P.O.
Box 55 11 44
Dallas, Texas 75355-1144
ISBN: 975-8379-
© Gerçeğe Doğru Kitapları
Davutpaşa Cad. Emintaş
Kazım Dinçol San. Sit. No: 81/89
Topkapı, İstanbul - Türkiye
Tel: (0212) 567 13 89
Fax: (0212) 567 73 13
E-mail: ikaratas@turk.net
www.gercegedogru.com
Baskı: Anadolu Ofset – Tel:
(0212) 567 73 13
1.
Baskı: Temmuz 2005
Önsöz
Bölüm 1
TANRI
GERÇEKTEN VAR MI?
Bölüm 2
RUHSAL REHBERİN GÜVENİLİR MİDİR?
Bölüm 3
TANRI NASIL BİRİDİR?
Bölüm 4 İNSANLARI NE AYIRIYOR?
Bölüm 5
TEMELDEKİ SORUN NE OLABİLİR?
Bölüm 6
İNSANLAR NİÇİN BÖYLESİ YANILMAKTALAR?
Bölüm 7
TANRI GERÇEKTEN BENİ SEVER Mİ?
Bölüm 8
NEREDE YAŞAM BULABİLİRİM?
Bölüm 9
TANRI’NIN AİLESİNE NASIL KATILABİLİRİM?
Bölüm 10
BUNUN ARDINDAN NE GELİYOR?
İMAN KARARIM
ÖNSÖZ
Hayat trafik gibidir. Nerelerde yürüdüğümüz, ne tür
adımlar attığımız elbette önemlidir. Nedeni
basittir; yürümekte olduğumuz yolun ilerisinde
bizi ölüm bekli-yor. Ama bu, yaşam olabilir.
Bunun için yaşam ve ölüm yolculuğunda
belirli levhalara ihtiyacımız vardır.
Sağ-lıklı levhalar esenlikli yaşama yöneltenlerdir.
İnandığı-mız Tanrı şu sağduyulu sözü belirtiyor:
“Yol
kavşakla-rında durup bakın, eski yolları
sorun, iyi yol nerededir öğrenin. O yolda
yürüyün, canlarınız rahata kavuşur” (Yeremya
6:16). Elinize ulaşan şu kitap hayat
yolunda şaşkınlıklarla karşılaşan, ciddi
ruhla yaşam yolunu tanı-mak isteyen bireye
sesleniyor. Ağırbaşlılıkla yolu aşma-ya
çalışırken, sağa ya da sola sapma kararsızlığında
bulunana konuşuyor: “Yol
budur, bu yoldan gidin” diyen Tanrı’nın
sesi (Yeşaya 30:21).
Kitabın baş konusu yetkili çağrıyı
verene ilişkindir. O kimdir? “Tek
gerçek, tel yol, tek yaşam Ben’im” diyen
İsa Mesih (bkz. Yuhanna 14:6). Sağlıklı, etkili levha işte budur. Mesih’in yolu
neyi gösterir? Gerçek kurtuluşu bulanların
sağlam yöntemini. Şimdiki geçici varlıktan
Tanrı’nın katına, sonsuz cennete ileten
kutsal-lık gönencini. “Orada cadde ve yol olacak, ona kutsal-lık
yolu denilecek. Murdar insan ondan geçmeyecek.
Sadece kurtulanlar için olacak o. Yoldan
yürüyenler bön kişiler bile olsa oradan
sapmayacaklar” (Yeşaya 35:8).
Yazar sizi bu yola yönlendirmeyi amaçlayarak
içten-likle teşvik ediyor. Bundan başka
ademoğlunun düşün-celerini, arayışlarını
ve yanılgılarını belirtiyor. Kutsal Kitap’ın
ışığında bunları aydınlatmaya çaba gösteriyor.
Tanrı’nın varlığına, isteğine, yarattığı
doğa düzenine ilgi çekici yaklaşıma değiniyor.
Tarihsel-bilimsel örnek-ler göstererek
Tanrı’nın herkese ilgisini kanıtlıyor,
insa-nın yüreğini cesaretlendiriyor. Kitaptaki
ruhsal tanıklık-lar yaşamın çeşitli katlarından
gelenlerin kişisel deneyi-midir. Bunlar
sizi hem yüreklendirebilir, hem de güç-lendirir.
Yeryüzünde güncel konuyu oluşturan
doğru-yanlış, gerçek-yanılgı üzerindeki
çelişkili görüşleri birbirinden ayırt
etmeye çalışıyor yazar. Doğal düzeyde
yaşamak-tayken iyilik ve kötülük arasındaki
sürtüşmelere sürekli tanık olan insana
doğrultuyor tezini. Sözü edilen konu-lara
ilişkin daha sağlam anlayışa kavuşmak
isteyen herkese bu özlü yazıyı tavsiye
ediyorum.
Ramazan ARKAN
Antalya
İncil Kilisesi Pastörü
Jeoloji bilgisi yeryüzünün özyaşam bilgisidir. Ne var ki, bütün özyaşam bilgileri
gibi taa başlangıca ulaşamaz.
Sir Charles Lyell
BÖLÜM 1
TANRI
GERÇEKTEN VARMI
ok çetin
görgülerle karşılaşmış biri olabilirsin.
Bunlarla savaşırken, “Tanrı beni sevebilir
mi?” diye soruşturdun. Hatta O’nun varlığından
şüpheye bile düştün.
Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın nasıl, ne biçimde var
olduğu-na gidilmiyor; ne de bunun kanıtlanışıyla
uğraşılıyor. Kutsal Söz şu açıklayışla
başlıyor: “Başlangıçta Tanrı gökleri
ve yeri yarattı” (Yaratılış 1:1).
Bu çarpıcı bilgi hem basit hem de düşündürücüdür.
Tanrı’nın varlığını ve O’nun evreni yaratan
olduğunu ilan ediyor.
Yıllar öncesi eşim Dorothy, Avrupa’nın sayılı
psikiyatri hastanelerinden birinde önem
taşıyan bir görevdeydi. Oradaki doktor-uzman
ateist olduğunu savunuyordu. Eşime inancıyla
ilgili sorular yağdırıyordu. O, “Doktor
bey” dedi, “Bilgini, uz-manlığını hürmetle
sayarım. Övülen bir üniversite okutmanısın.
Kendi alanında adın geniş çapta tutuluyor.
İzin verirsen, zama-nını vermeye yaraşır
bir öneride bulunacağım. ‘Ben ateistim’
deyip de sorunu noktalamadan önce, psikiyatri
çalışmalarına verdiğin meraka eşit sayılacak
bir hayranlıkla Kutsal Kitap’ı araştırmanı
salık vermek isterim.”
Yıllar boyu psikiyatri koğuşlarında umutsuzluk
derya-sında sürüp giden akılsal düzensizlikle
boğuşurken, kurtarıcı İsa Mesih’ten gelen
sağaltma gücüyle değişmiş kişiler olarak
o yer-den ayrılanlara taşıdı eşim uzmanın
anısını. Tanrısal dokunma-nın hasta akılda
sonuçladığı sağalma gelişimini gösterdi
ona. Özellikle, şifaları herkesçe bilinen
bir-iki hastadan söz etti. Öylesi değişmişti
ki bu insanlar; verimli yaşam yöntemine
ka-vuştu, niceleri hayranlıkta bıraktı.
Bunlar Tanrı’yı, kurtarıcı İsa Mesih’i
kişisel imanla, deneyimle tanıdı. Bu doktor-uzman
ko-nu edilenlerin en çağdaş ilaçlardan,
psikiyatri tekniğinin ince-liklerinden
bile yararlanamadığını çok iyi biliyordu.
Bir ateist veya ruh hekimi durumunda bu
köklü değişikliklere kafası eremiyordu.
Eşime, tanrıtanımaz olduğunu bildiren bu uzman
dok-tor, tutumunu değiştirdi ve ondan
kendisi için dua etmesini diledi. Bunun
yanı sıra, yaşamında ilk kez Kutsal Kitap’ı
araştı-racağını bildirdi. Bu araştırma
yedi hafta sürdü. “Bundan böyle ateizm
iddiasında bulunmayacağım” dedi. “Ama
başka bir so-runla karşı karşıyayım. Buradan
öte güçlüğüm entelektüel alan-da değil,”
diyerek sözünü sürdürdü. Tanrı’ya kesin
bağlılığın yaşam biçimini değiştirmeyi
gerekli kıldığını düşünerek, “Ken-dimi
böyle farklı bir yaşantıya atamaya istekli
bulamıyorum!” dedi. “Mesih inancına verilince
yaşam yöntemim başka olma-lı!” Konu sanki
burada kapandı.
Biz Tanrı’ya umudu yitirmedik. Doktor arkadaşımızın
kurtuluş sağlayışını kabul edebilmesi
için Baba’ya yakararak dua ettik. Bu on
yıl sürdü. Sonunda umudumuz yeşerdi. Gön-derdiği
bir mektupta artık yaşamını Mesih’e atadığını,
O’na Rabbi ve kurtarıcısı olarak iman
ettiğini belirtti. Sevinç dalga-ları yüreğimizi
okşadı. Gelişim Tanrı Sözü’nün verdiği
güven-likten kaynaklanıyordu: “Demek
ki iman, Haber’i duymakla, Haber’i duymak
da Mesih’in Sözü aracılığıyla olur” (Romalılar
10:17).
Tanrı hepimizin kendisini tanıyabilmemize yardımcı
olsun diye, varlığımızın derinine O’nun
varlığını kanıtlayan vicdan sesini koydu.
Bazıları istekleriyle Tanrı’ya inanmamayı
yeğliyorlar. Ne var ki, yeryuvarlağında
Tanrı’ya inanabilmesi olanak dışı sayılabilecek
tek insan yoktur.
Alalım fiziksel dünyayı. Tanrı burada varlığını
kanıtla-yan birçok gösterge koymuştur.
Bilim yirmi birinci yüzyılda evrenin daha
önce bilinmeyen birçok gizine ulaşabildi;
ulaşıyor da. Herkesi hayran bırakan sayısız
yeni buluş, bir tasarımcı olmaksızın evrenin
kendiliğinden meydana gelemeyeceğini bil-gine
de bilgisize de açıkça gösteriyor. Hiç
kimse bir uzay meki-ğinin tasarlayan,
hazırlayan olmadan kendi başına uzaya
çıkabi-leceğini, yeryuvarlağı yörüngesinde
dönebileceğini, kararlaştı-rılan saatte,
belirlenen yere yumuşak iniş yapabileceğini
savu-namaz. Bu ince ve ayrıntılı girişime
tasarımcılar, teknisyenler, bilginler
hep bir arada katkıda bulunur. İnsan başarısı
bazı du-rumlarda felaketle sonuçlanabilir
de. Bu sıradan, güneşin seyri, iklimler,
gökadalar (galaxy), yer-çekimi yasası,
vb birer tasarım ürünüdür Sevginin etkisi-gücü
Tanrı’nın tasarımı olmaksızın kendiliğinden
gerçekleşemezdi.
Kusurlu düzenin büyük patlama (big bang)
etkilemesiyle oluştuğuna inanmak, böylesi
düzenli bir kuruluşun sadece Tanrı tarafından
varlığa gelebileceğine inanmaktan milyon
kat daha güçtür. Tasarımlayan olmaksızın
sonuçlu bir tasarımın varlığı düşünülemez.
Tanrıtanımaz olduğunu söyleyenler de uzay yolculuğuna
koyuldu. Ama uzayda genellikle bilinen
düzen ve uyum ku-rallarını kesenkes benimsedi.
Bunları bir yana itip, biz ateizmin kurallarına
bağlıyız deselerdi herhalde yeryüzüne
geri gelemez-lerdi. Ateistler doğa kurallarına
bağlılıklarını öne sürerler. Ne var ki,
hiçbir kural kendiliğinden oluşmadı, rasgele
meydana çıkmadı. Kuraldan söz edildiğinde,
onu düşünen ve saptayan ol-duğunu tanımak
gerekir. Her kuralın gerisinde onu tasarımlayan
bulunur.
Atomun patlamasıyla oluşan kuvvetin
ve salıverilen gü-cün etkisinden doğan
dehşet genel bilgidir. Buna karşı güneşin
her saniye her yöne saçtığı kuvvet beş
milyar atom bombasının patlamasıyla eşitdeğerdir.
Dahası var; güneşten öte uzayda kuv-vetini
salıveren çok daha güçlü, daha büyük yıldızlar
var. Bun-ların ne sayısı, ne de akla hayale
gelmez etkinliği bilinebiliyor. Sayıları
milyarlar dolayında. Ama bunlar bilinemeyen
uzayın belirli bir sınırı içinde. Oradan
öte daha neler var! Bazı gökada-ların
(galaxy) saçtığı enerji bizim güneşin
verdiği enerjinin mil-yarlar kat üstünde.
Kuvvet, kuvvet, kuvvet! Gücü sınır bilme-yen
Yaratan düşünülmeden, bunca kuvvetin kökeni,
başlangıcı acaba neredendir?
Şu şaşırtıcı düzen, aklı düşünceyi sınırla kısıtlanamayan
bir tasarımlayana götürüyor. Biz O’na
kuralları, yasaları oluşturan, onları
yöneten Tanrı, ya da Allah diyoruz. O,
düşünceyle sınırlanamayan gücün kökeni,
ölçülemeyen yeteneğin kişiliğidir. Kutsal
Söz’de kutlandığı gibi:
“Gökler Tanrı’nın görkemini açıklamakta,
Gökkube ellerinin eserini duyurmakta,
Gün güne söz söyler; gece geceye bilgi verir.
Ne söz geçer orada, ne de konuşma.
Onların sesi işitilmez.
Ama sesleri yeryüzünü dolaşır,
Sözleri dünyanın dört bucağına ulaşır”
(Mezmur 19:1-4).
“O’nun göze görünmeyen nitelikleri –başlangıcı, sonu olmayan gücü ve tanrılığı–
dünyanın yaratılmasından bu yana yapılan
işlerden anlaşılmakta ve açık açık görülmektedir.
Onun için, hiç özürleri yoktur” (Roma-lılar
1:20).
Öyledir; herhangi bir köşede, herhangi bir kişinin
Tanrı’yı
yadsımaya hiçbir özürü yoktur.
Bu sınırsızlığı, bu gücü, bu düzeni tasarlayan
sağdu-yulu insan ne denli küçük ve önemsiz
bulur kendisini! Tan-rı’nın önümüzdeki
eserleri bize kendimizi göstermekte, iç
alemimizi sergilemekte.
Kral-peygamber
Davut ruhunun tepkisini dile getirir:
“Göklerini, ellerinin yapıtını, oraya koyduğun ayı ve yıldızları görünce sordum:
İnsan nedir ki, onu anasın? Ademoğlu nedir
ki, ona ilgi gösteresin?” (Mezmur 8:3-4).
Şu çağda, yıldızlarla örtülü göklere ilişkin bilgimiz
geniş kapsamda artmış bulunuyor. Dev çapta
teleskoplar uzayla ilgili görüş yeteneğimizi
yarım milyon kez kolaylaştırdı. Uzay gemileri
dolaştıkları ırak köşelerden yeryuvarlağına
tertemiz resimler gönderebiliyor. Bu parmak
ısırtan gelişimlere tanık olan bizler
de, Mezmur’u yazan Davut’la birlikte şaşkınlığımızı
dile getirebiliriz: "Olanların
topunu yaratan Tanrı benim gibi önemsiz
bir yaratıkla nasıl ilgilenir?"
Dahası var. Teleskop çağı aynı zamanda mikroskop
çağıdır. Bugün bildiklerimiz arasında,
o görkemli evrenin yanı sıra bir de küçücük
ölçekte beliren, ancak ve ancak mikroskopla
görülebilen nesneler bulunur. Bunlar,
uzaydaki yıldızların ulu-luğu yanında
akıl almaz küçüklüktedir. Mikroskop ötesi
varlık-ların gizini ışık gücü bile gösteremiyor.
Uzun süreden beri bili-nen laboratuar
mikroskopunun başaramadığı işi elektron
mik-roskopu açıklayabiliyor; bilginlere
sonsuz-küçük varlıkların içerdiği güzelliği,
tasarçizimini, gücünü ve tarihçesini göste-riyor.
Bu çarpıcı gerçeğin ışığında, evrenlerin Rabbi
benim gibi önemsiz bir varlığı nasıl düşünebilir
sorusuyla uğraşmaya son verebilirsin.
Nükleer fizikçiler sana sonsuz küçüğün
taşıdığı önemi açıklıyor; evrenin bu yaratıklar
ve görkemli varlıklar etkinliğiyle şaşılacak
uyum kapsamında işlerliğini belirtiyor.
Atomun nötron ve proton ajanlarını yaklaşık
üç santimetrede 1/12 trilyon arasında
değiştirirsek yeryuvarlağı düzenli özdek
(madde) olmaktan çıkar, kozmik nükleer
bir patlama oluşabilir. Gerçek budur;
Tanrı’nın kurulu düzeninde sonsuz küçükle
kavram dışı büyüğün önemi eşittir.
İçimizde taze bir güvenin duygusu parlar: "İnsan
nedir ki onu anasın? Ademoğlu nedir ki,
ona ilgi gösteresin?" Adem-oğlunun
boyu bosu mudur onu önemli kılan? Kuşkusuz
değil! Tam tersine, kişiyi Tanrı’ya önemli
kılan değer bambaşkadır. Hem de Tanrı
bunu açıklıyor; gözünde niçin değerli
birer varlık olduğumuzu bize tanıtlıyor.
Yaratılış bize Tanrı’nın tasarçizi-mini,
zihnini, yasalarını, egemenliğini gösteriyor;
ama Tanrı kendisini apayrı bir yöntemle
açıklıyor. İnsansal, fiziksel sınır-ları
aşan sevgisiyle. Ademoğlu yararına en
üstün iyiliği tasar-layan Tanrı budur.
Bu Tanrı’yı bulabilmek için ruhsal haritan
kesinlikle bel bağlanılır bir harita olmalı.
|
DUR VE DÜŞÜN
1.
Havaya
bir avuç demir dışığı atsan, bunların
işler bir saat olarak kucağına düşmesini
umabilir misin?
2.
Şu
parmağı ısırtan kusursuz düzenin
kendi başına, yaratan Tanrı olmaksızın
biçimlenebileceğini düşünebilir
misin?
3.
Kusursuz
düzenin Yaratan-Tanrı’ya, O’nun
tasarçizimine, yasalarına, gücüne
tanıklık etmekte olduğunu varsaysak
da bu bilginin seni Tanrı sevgisine
yöneltebileceğini tasarlayabilir
misin?
|
Kapkaranlık bir mağaraya elinde
bir fenerle giren,
orada kolaylıkla ilerleyebilir.
Plato
Doğa, mağaranın girişinden
görülen sönük bir ışıktır.
Tanrı Sözü fenerimizdir.
A. H. Strong
BÖLÜM 2
RUHSAL
REHBERİN GÜVENİLİR MİDİR?
ir süre
önce haber bültenleri bir uçağın yolcularıyla
bir-likte mahvolmasının nedenini yanlış
radar sinyaline da-yandırdı. Bu korkunç
bir kazaydı; ama bireylerin kendi-lerini
felakete sürükleyen bir yaşamsal radar
sistemine bel bağ-lamaları daha da korkunçtur.
Her çağda olduğu gibi şimdiki dönemde de yeryuvarla-ğında
bir sürü çelişkili ve kafa şaşırtıcı sesler
duyulmakta. Her biri Tanrı’yla ilgili
rehber olduğunu savunmakta. Acaba hangi-sinin
gerçek olduğunu nasıl bilebileceğiz? Diri
Tanrı’yı ciddi tutumla arayanlardansan,
yanlış pusulayla yolunu bulmaya çabalama.
Bu, ateşle oynamaktır. Konu senin kendi
sonsuzunu ilgilendirir.
Bir düşünür-devlet adamı şu gözlemde bulunuyor:
“Tanrı Sözü şaşırtıcı nitelikte özgünlük
damgasını taşıyor. İnsan aklının kavrayamadığı
bir uzaklık onu iddialı bütün yazılardan
ayırıyor.” Başka bir devlet adamı da şöyle
diyor: “Tanrı’nın insan soyuna vermiş
olduğu benzersiz bir armağanıdır O’nun
diri Sözü.” Daha pek çok önemli kişi bu
kapsamda konuştu. Onu araştıran gerçekçi
insan bunun kendine özgü bir kitap oldu-ğunu
anlamakta güçlük çekmez. Kral-peygamber
Davut Kutsal Söz’e nasıl güvendiğini şu
betimsel dille anlatır: “Söz’ün adım-larım
için çıra, yolum için ışıktır” (Mezmur
119:105).
Çağlar boyunca taa günümüze dek ademoğulları,
Havva kızları Kutsal Kitap’a yaşam rehberi
olarak baktı. Kutsal Ki-tap’a düşman kesilenler
buna güveni sarsmak için her çabaya koyuldu,
hem de koyuluyorlar. Tüm uğraşlar havanda
su döv-mekle eşit kaldı. Tanrı Sözü bütün
çağlarda sapasağlam durdu, dünya eserleri
arasında kendine özgü yeri korumakta güçlük
çekmedi. Ademoğullarının güvene gereksinimi
vardır. Temel güvenlik Kutsal Kitap’tan
kaynaklanır. Onu esinleyen Tanrı defalarca
ona mührünü bastı, ona ‘Tanrı Sözü’
dedi. Kutsal Ki-tap’ın sayfalarından,
edebiyat eserleri arasından bilgi kovalayan
ciddi bir araştırmacı şu nesnel (objektif)
sonuca varmakta güç-lük çekmez: “Tüm
Kutsal Yazı Tanrı esinlemesidir” (II
Timo-teos 3:16).
Yeryüzünün her köşe ve bucağında
Kutsal Kitap’ı kendi dilinde okuyan ya
da kasette dinleyen çeşitli insanlar onun
bire-yi Tanrı’ya yönelttiğini anlıyor.
Elbette, onun güvenilirliğini gi-dermeye
didinen güçler boş durmuyor. Ama güçlü
sayılan top-lar tanrısal kaleyi sarsamıyor.
Kutsal Kitap tek bir yazarın kale-minden
çıkmış olsa, konusunda düzenli denebilecek
aşamalar belirirdi. Ne var ki, kitaplar
kitabı tek bir yazarın çabası değil, tersine
çeşitli kültür ve geçmişten gelmiş yazarların
sunduğu yapıttır. Bunlar bin altı yüz
yılı kapsayan zaman döneminde yaşadı.
Buna karşın Tanrı gerçeğini düzenli, uyumlu,
gelişimli biçimde tüm çağlara sundu. Bu
kendiliğinden küçük dili yut-turacak bir
olgudur.
En azından bunun kadar önemli sayılan arkeoloji
arayış ve buluşlarından söz edilmeli.
Arkeoloji bilimi geçmişe ışık tu-tan çok
önemli bir uğraştır. Bu çalışmaların ışığı
altında Kutsal Söz’de konu edilen pek
çok olaya, tarihsel belgeye yaklaşım hem
yararlı, hem de verimli olmuştur. Şu anda
arkeoloji araştır-macıları birçok yerde
kazıyla uğraşıyor, Tanrı Sözü’nü kıyasıya
kınayanların ne denli aldandığını kanıtlarla
gösteriyor. Bu kitabı seven ve sayanların
çağdaş arkeoloji bilimine ve buluşlarına
borcu belirtilmeli.
1868 yılında bir Alman bilgini Ürdün’ü ziyaret
etti. Bu ülke Eski Antlaşma döneminde
Moab’tı. Adı Klein olan bu uz-man taş
bir anıta rastladı. Otuz dört satırdan
oluşan, o dönemin kralı Meşa tarafından
yazılan bu tarihsel belge kral Meşa’nın
İsrail’e başkaldırmasını dile getiriyor.
İsrail’in kralları Omri ve Ahab’tan söz
ediyor. Bu krallara Eski Antlaşma sayfalarında
rastlanır. Hem arkeoloji, hem de Eski
Antlaşma kaydı İsrail krallarının Moab’a
karşı baskısından söz etmekte. Bu, yüksek
sayıda Kutsal Kitap belgesinin doğruluğunu
gösteren kanıtların sadece bir tanesidir.
Gerçekten,
Kutsal Kitap Tüm İnsanlığa Seslenen Tanrı
Mesajıdır
Bu çeşit
kanıtlara karşın Kutsal Kitap konusunda
şüphe kurdu eğleştirenler eksik değil!
Uğraşlarını salt eleştiriye yöneltenler
her çağda olumsuz savlarını sürdüregelmiştir.
Hiçbir kanıtla gerçeğe inanmayanların
yanı sıra gerçeği sevinçle kucaklayan
bilginler-düşünürler de vardır. Bunlar
Tanrı Sözü’nün öncesiz ve sonsuz çağları
kapsayan kaynak olduğunu değerlendiriyor.
Kutsal Söz zaman ve mekan sınırlılığının
ötesine giden tanrısal belgedir.
Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse, bilimin
yeryü-zünde varoluşumuzun nedenini anlatamamasına,
öte yandan da yaşamın bitiminde neler
olacağını kestirememesine değinebili-riz.
Yine, bilim yaşamın gizini çözemez; insan
canının değerini bildiremez. Bilgin ya
da sıradan kişi ne denli akıllı-öğrenimli
olsa da fizik ötesi bilgiyi edinebilmek,
sınırı olmayan gerçeği çözebilmek için
tanrısal aydınlatmaya gereksinimlidir.
İnanlı bir bilgin, Fransız Blaise Pascal
(1623-1669) şöyle demişti: “Man-tığın,
usavurmanın en üstün başarısı bu yöntemlerin
kendi sınırlılığını tanımaktır.” Varlığımızın
temelde yatan sorunlarına Tanrı Sözü’nün
yönlendirmesi olmaksızın erişemeyiz.
Kutsal
Kitap’ın Tanrı Sözü Olduğunu Kanıtlayan
Önemli İki Göstergeye Dikkaki Çevirmemiz
Gerekir
İlki,
pek çok kişiyi hayrette bırakan peygamberlik
bildirilerinin gerçekleşmesi. İkincisi
de, onu ciddiye alanların yaşamında kesin
ve tümleç etkileme.
Kutsal Kitap’ın Peygamberlikle İlişkili Doğruluğu
Hepimizin
derininde gelecekle ilgili bir merak duygusu
bu-lunur: Gelecek nasıl olacak? Kutsal
Kitap geleceğe ilişkin en önemli olayların
bildiricisidir. Bunların birçoğu girift
ve merak uyandırıcı ayrıntılarla sunuluyor.
Ama kuşkulu kişi sorabilir: "Nasıl
bilebiliyorsun?" Bunun yanıtını bir
örnekle anlatalım: Daha önce hiç ziyaret
etmediğin kırsal bir bölgede tatildesin.
Sağa sola yürüyerek bu yeri araştırıyorsun.
Elinde sana rehber olabilecek bir harita
var. Dünkü gezide haritayı kesenkes güve-nilir
buldun. Bugün başka bir patikayı izlemekle
ilgileniyorsun. Önünde hiç bilmediğin
arazi var. Haritanda verilen bilgiye göre,
sola dönersen bir ormanlığa rastlayacaksın;
orada oldukça bü-yük bir gölle karşılaşacaksın.
Bu gölü görmekle ilgileniyorsun. Ne yapacaksın?
Kuşkusuz haritada gösterilen yöntemi izleye-ceksin
ve sola döneceksin. Biri bunun nedenini
soracak olsa herhalde, “dünkü gezimde
haritanın verdiği bilgiye dayanarak yürüdüm,
verilen bilgiyi doğru buldum” diyeceksin.
Hiç bilme-diğin o yeri harita sana doğru
biçimde bildirmişti.
Kutsal Kitap’ın en çarpıcı özelliklerinden biri,
daha ger-çekleşmemiş olaylara kesin yerindelik
ve yanılmazlıkla pey-gamberlik etmektir.
Gerilere uzanıp çok önceden bildirilmiş
gelişimlerin daha sonra kesenkes gerçekleştiğine
tanık oluruz. Olaylar yüzlerce yıl önce
peygamberlerce açıklandı, sonradan da
yerini buldu.
Bu peygamberliklerin olağanüstü bir amacı dikkatten
kaçamıyor: Gelmiş geçmiş halkları, toplumları,
İsrail ulusunu ve Orta Doğu ülkelerini
içeriyor. Bunlardan da önemli bir gözlem,
Mesih’in gelişiyle ilgili yüzlerce önbilim
ve peygamberlik açıklamasıdır. Bu gerçekleşmeler
bugün tarih olmuştur. Örneğin, Mesih’in
erden bir kızdan doğacağı olaydan yaklaşık
yedi yüz yıl önce bildirildi (bkz.
Yeşaya 7:14; Matta 1:29), peygamberin
ayrıntılarla duyurduğu gelişim bildirildiği
gibi gerçekleşti. Bu sıradan yüzlerce
peygamberlik sözüne işaret edilebilir.
Bu bütünlemelere bakıldığında, Kutsal Kitap’ın
şu dönemin ilerisinde ‘olacak’
dediği olayları saygıyla, korkuyla bekleriz.
Zaten olaylar zinciri Kutsal Kitap’ta
bildirildiği gibi bir askerlik düzeniyle
art arda gelişiyor. Bugün Kutsal Kitap’ı
okuyan sanırsın ki yarınki gazeteyi okumaktadır.
Eski Antlaşma’daki peygamberlikler
üzerinde uzman sayılan bir tanrıbilimci,
orada teker teker konu edilen önbilime
dikkatimizi çektikten ve Mesih’in yeryuvarlağına
insan bede-ninde geleceğini duyuran peygamberlik
belgelerine değindikten sonra çekici nitelik
taşıyan bir soru soruyor: Gelmiş geçmiş
din kurucuları arasında hangisinin insanlığa
geleceği daha önce bil-dirildi? Halep
orada ise arşın burada diyerek çeşitli
din bağlı-larını peygamberlerinin gelişini
açık ve belirgin biçimde bildi-ren tanrısal
bir önbilimi göstermeye çağırıyor. Hiçbir
din kuşa-ğında böyle bir belgeye rastlanamadığını
kesenkes kanıtlıyor. Şu ilerleme çağında
bilgisayarların verdiği önyargıya dayanarak
herhangi bir ülkede seçim sonuçlarının
hangi yöntemi izleye-ceği bildiriliyor.
Kuşkusuz, bunların tanrısal bildiriye
gereksi-nimi yoktur. Bir seçimde kimin,
hangi partinin önde geleceğini açıklayan
seçim sandığı sonuçları ön bilgidir. Vakit
vakit bunlar da aldanabiliyor. Gelgelelim
daha ileri zamana. Belirli bir par-tinin
otuz yıl sonra başbakan adayı kim olacak
sorusunu doğru ve kesin biçimde yanıtlayabilen
bir anket ajanına hiçbir yerde rastlanamaz.
Bu aday nerede doğmuş, annesi-babası kimdir,
ilerideki yaşamı nasıl belirecek, ne zaman
ölecek, vb. Bu tür sorular gülünç olur,
değil mi? Bu sıradan başka bir soruyu
biçimlendirelim: Bin yıl sonra Orta Doğu’da
neler olacak? Hangi devletler batacak,
hangi kentler viran olacak, vb?
Bu gizleri bildiğini savlayan biri çıksa bile,
ona yeni yeni sorular doğrultularak kafasındaki
gerçek payı enikonu araştırılacak. Önbilimi
olduğunu savunanın şarlatanlığı çok geçmeden
anlaşılacak. Topyekün önbilim sadece Tanrı
esiniyle tümlenir. Sonu önceden bilme
ve bildirme özelliği salt Tanrı’ya özgüdür.
Başka hiçbir kaynakta bilinemeyen, rastlanamayan
böylesi ayrıntılı bilginin kökeni salt
Tanrı olabilir. Aklı şaşırtan bu tür bilgiye
rastlanan tek kaynak Kutsal Kitap’tır.
Bu dönemde, Orta Doğu’nun sayılı liman kentlerinden
Sur (Lübnan’da) geliyor akla. Kutsal Kitap’ta
Tanrı bu kente ilişkin bazı önemli bilgi
iletmiştir. Nesnel gerçekle ilgilenen
düşünür Ezekiel 26:3-21’yi okusun,
bildiği her dilde bu Söz’e baksın. Ardından
ciddi bir Ansiklopedi’ye başvursun. Her
iki yerde aynı olayla karşılaşacak: İlki
2600 yıl önce verilen pey-gamberlik Sözü,
ardından son yıllarda düzenlenen Ansiklopedi.
Peygamberlik: Aşağıdaki olaylardan çok
önce Tanrı Sur’la ilgili çalkantılı geleceği
bildirdi. Şu sözlerle:
“Ey
Sur! Sana karşıyım... Ulusları senin üzerine
sal-dırtacağım. Sur’un duvarlarını yıkacak,
kulelerini yerle bir edecekler.”
Bu
çarpıcı duyurunun yanı sıra, o namlı kentin
kuruldu-ğu yer “kökten kazınacak, çıplak
bir kayalığa dönüştürülecek” doğrultusunda
bir yargı da duyurulmakta. Daha da ileriye
gidi-lerek şu gelişim bildiriliyor: “Taşlarınızı,
kerestenizi, toprağı-nızı denize atacaklar.”
Ve aklın kestiremeyeceği bir peygam-berlik:
“Balıkçıların ağ gerdikleri bir yer
olacaksın” (Hezekiel 26:3,4,12,14).
Ve dikkatimizi tarihe çevirelim: Açacağınız
bir Ansik-lopediden, Babil İmparator’u
Nebukadnetzar’ın Sur kentini yer-le yeksan
ettiğini öğrenebilirsiniz. Hisarlarını,
kulelerini Kutsal Söz’de önceden bildirildiği
gibi harap etti. Daha sonra Büyük İskender
o eski kenti kökten kazıyarak çıplak bir
kayalığa dö-nüştürdü. Ardından, karayı
adayla birleştirmek için yıkılan ken-tin
molozlarıyla denizi doldurdular. Tıpkı
önceden peygamber-lik edildiği gibi: Taşlar,
keresteler ve toprak yığını hep denizi
doldurdu. Günümüze dek o görkemli Sur
kentinin kalıntıları denizin suyu altında
gömülüdür. RAB Tanrı böyle olacak demişti–Kutsal–Söz’de
ve aynısı oldu. Sur bugün bir kenttir;
ama o önceki başı yukarda kent değil!
Eski kentin kesin yıkımı 1291’de bütünlendi.
Bugün Sur’u ziyaret eden, sözü edilen peygamberlik-lerin
akıl almaz biçimde yerini bulduğuna tanık
olur. Birkaç balıkçı kulübesi bu küçük
yerin başlıca manzarasıdır. Balıkçı kayıkları
denize açılıyor, ağlar kayalarda kurutuluyor.
Böyle bir geleceği insan öngörüşü bildirebilir
miydi? Nasıl viran oldu derisine sığmayan
Sur? Kutsal Kitap’ta haber verilmişti
bu gelişim.
Bir tarihçi-arkeolog Sur’la ilgili yedi peygamberliği
bu-günün Sur’u ile karşılaştırıyor. Ezekiel’in
önceden duyurduğu peygamberliklerin rasgele
söylendiğini, rasgele gerçekleştiğini
öne sürecek olan bir şüphecinin doğruluk
olasılığını da hesaba vurarak şu gözlemde
bulunuyor: Varsayalım ki, Hezekiel kendi
gününün Sur’una karşı kin besleyerek bu
sözleri kafadan attı, okuyucuya zekasının
keskinliğini yutturabildi ve bu yedi peygamberlik
bildirisi upuygun tümlendi. Konusu edilen
araştır-macı-uzman, insan düzmesi böyle
bir bildirinin gerçekleşebilme olasılığına,
75 milyonda bir olasılık tanıyor. Kutsal
Kitap pey-gamberliklerinin doğruluğu
bu tür kanıtlarla da belgeleniyor.
İsa
Mesih’in dünyamıza gelişi ve bunun nasıl
olacağı Eski Antlaşma’da çeşitli açıklamalarla
bildiriliyor. Bu doğumu kaleme alan öğrenci
Matta daha önce bir gümrük memuruydu.
Peygamber açıklayışlarının dört ayrı durumda
nasıl gerçekleş-tiğini yine insanın aklını
çalan kesinlikle anlatıyor. Bunlardan
biri okuyucuyu Mika’nın peygamberliğine
taşıyor. Mika kendi döneminin haksız-adaletsiz
yöneticilerini sert dille kınarken, halkı
hakça yönetebilecek kimse bulunmadığına
içi sızlıyordu. Bu yürek burkucu durumla
boğuşurken Tanrı peygambere par-lak geleceği
gösterdi. Halka adalet-doğruluk kapsamında
bir yönetici göndereceğini bildirdi. O’nun
kim olduğunu, nerede doğacağını kesenkes
anlattı:
“Ancak sen ey Beytlehem Efrata, Yahuda binleri ara-sında küçük sayılırken,
İsrail’i benim adıma yönetecek olan senden
çıkacak. O’nun çıkışı eski vakitten, ezeli
günlerdendir” (Mika 5:2).
Tanrı
Mika’ya, özlenen Yönetici’nin Efrata Beytle-hemi’nde
doğacağını bildirdi. Çok ilginçtir; ülkede
iki Beytle-hem bulunuyordu. Öbürü, Zebulun
yöresindeydi (bkz. Yeşu 19:15).
İsa’nın hangi Beytlehem’de doğacağı da
kesinlikle bil-diriliyor. Ayrıca İsa,
ailesinin bulunduğu Nasıra’da doğmaya-cak,
ama Efrata Beytlehemi’nde doğacak. Bunun
nedeni de il-ginçtir: Roma İmparatoru
yazılı bir buyruk çıkardı, genel sayım
ilan etti. Her ailenin atasıyla ilgili
kente giderek orada sayılma-sını buyurdu.
Meryem’le Yusuf’un kökeni Beytlehem’de
oldu-ğundan bu yere yolculuk ettiler.
Böylece İsa’nın dünyaya gelişi Beytlehem’de
oldu. Önemi az bir Yahuda kasabas